Makale ve Analiz

TÜRKMEN TOPLUMUNDA GAYRATLI KADINLAR, Bİ-GAYRAT ERKEKLER

GAZETECİ VE YAZAR ESEDULLAH OĞUZ

Türkmence’deki bi-gayrat sözünün Türkçede tam bir karşılığı yoktur ama korkak, pısırık, aciz, ezik anlamlarına gelmektedir. Gayratlı da bunun tam tersi, cesur, yürekli gibi kelimelere karşılık gelmektedir. Bir süreden beri Afganistan’daki Türkmen toplumu, sıradan köylüsünden kentlisine, esnaf-tüccarından sanatçısına, gencinden yaşlısına tam teşekkül ayakta, sokaklara dökülerek hak ve adalet talep etmektedir. Bunun tek istisnası, Türkmen toplumunun kaymak tabakasını teşkil eden Kabil’deki biravuç siyasetçi ile birkaç aydındır. Biraz önce Mazari Şerif kentinde ellerinde pankartlarla sokağa çıkan, gösteri yapan Türkmen kadınlarını, genç kızlarımızı görünce heyecandan adeta titredim.

Ellerinde pankartlarla polis barikatlarına karşı yürüyen kadınlarımız, adalet istiyoruz diye bağırıyorlardı. Bu, Türkmen toplumunda ilk defa olan bir olay. Bir başka paylaşımda, 80 yaşındaki efsanevi ozanımız Mamed Çöpbaş’ı gördüm, göstericilerin çadırında konuşma yapıyor, kaçırılan evladımızın bir an önce salıverilmesini talep ediyordu. O Mamed Çöpbaş ki, 10-12 yaşından beri, yaklaşık 70 yıldan beri elinde sazıyla Türkmen halkının yüzyıllardan beri ağızdan ağıza aktarılan türkülerini, destanlarını, seslendirerek dört-beş kuşak öncesinden başlayarak 7’den 70’e herkesin belleğine kazınmış ve gönüllerde taht kurmuştur. Aşık Veysel Anadolu Türkü için neyse Mamed Çöpbaş da bizim için odur.

Afganistan’daki Türkmen toplumunun bu en zor günlerinde sokağa dökülen, hak arayan, kılık kıyafetinden, görünüşünden, köylü şivesinden dolayı küçümsenen sıradan insanlardır, “sus konuşma, erkek varken sana laf düşmez” diye baskı altına alınan kadınlarımız, genç kızlarımızdır. Buna karşın en yürekli ve en onurlu duruşu sergileyen de, küçümsenen kadın-erkek bu insanlardır. Buna karşın, daha önce isimlerini zikrettiğimiz Kabil’deki bir avuç eski- yeni siyasetçimiz ise olayı, parlamento başkanı ve bir iki üst düzey yönetici ile yaptıkları sonuçsuz görüşme ve ardından düzenledikleri göstermelik bir basın toplantısıyla geçiştirmişlerdir. Oysa, onların ne yapıp edip Cumhurbaşkanı Gani ile görüşüp, “sen daha dün, seçim zamanında yüzünde yapay bir sırıtışla bizim milli kıyafetlerimizi giyip bizden oy isterken bir sürü vaatte bulunmuştun, onları yerine getirmenden vazgeçtik, can güvenliğimizi bile sağlayamıyorsun” diye hesap sormaları gerekirdi. Mektep yüzü görmemiş, bu yüzden adına kültür denen şeyden nasibini almamış, biricik vekilimiz Şakirbay, parlamentoda kürsüye dahi gelmeden, oturduğu koltuktan kalkmadan kırık-dökük bir Farsça ve titrek bir sesle yaptığı konuşmada kaçırılan çocuğun durumuna dikkat çekmeye çalışırken, biricik senatörümüz, Afganistan’daki olayları, Istanbul’da yeni aldığı dairesinde tv ekranından acıklı bir film izler gibi takip etmektedir. Ömürlerinin sonbaharını yaşayan üç büyük aydınımızdan ünlü şairimiz Abdurrahim Oraz, halkı kan ağlarken bile aşk şiirleri yazmayı sürdürürken iki profesörümüzden Üstad Nazari ile Üstad Rasih’ten –Türkmence deyimle söylersek, yer yarılmış da içine girmiş gibi- uzun bir süredir haber alınamıyor. Oysa Rasih, gösterilerin merkezi Mezari Şerif’te yaşamakta, Üstad Nazari de komşu bir ildeki üniversitede rektördür. Biri diplomat, ikisi öğretim üyesi olmak üzere üçünün de devlet memuru olduğu için gösterilericilere destek vermekten çekinmelerini bir dereceye kadar anlamak mümkündür. Ama unutmayın ki, şu an yaşananlar, siyasi değil, hiçbir siyasi grubu veya lideri hedef almıyor, aksine insani ve vicdani bir meseledir. Söz konusu olan, din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin vicdanlı her insanın yüreğini sızlatan dokuz yaşındaki masum bir çocuğun kaderidir. Böyle bir olayda bile sesinizi çıkaramıyor, renginizi, safınızı belli edemiyorsanız, ne yapayım ben sizin aydınlığınızı, eğitiminizi. Ben sıradan bir insan, Türkmen toplumunun bir ferdi olarak bugün sokaklara dökülen kadınlarımızı, genç kızlarımızı, 80 yaşındaki ozanımızı evimin güvenli ortamında ekrandan izlerken kendi erkekliğimden utanırken, onların önünde saygıyla eğildim. Madem ki kalkıp oralara gidemiyoruz, telefonla ulaşıp onlara sözümüzle, gönlümüzle destek verelim, dün sosyal medya üzerinden Washington’la Mezari Şerif arasında mükemmel bir bağlantı gerçekleştiren medya starımız, genç kahramanımız Zahir Danişcu gibi seslerini dünyaya duyuralım. Aydın olmanın bir sorumluluğu vardır. Aydın dediğiniz insan, milletiniz kan ağlarken pısıp oturmak değil, sessiz milyonların sesi olmak, insanları yüreklendirmek, onların yolunu aydınlatmaktır. Tıpkı 90 yıl önce Anadolu dört bir yandan işgale uğramışken, insanlar umutsuz ve çaresizce etraflarına bakınırken, Korkma sönmez, bu şafaklarda yüzün alcak Sancak, diyerek ölmüş ruhları, sönmekte olan umutları yeniden canlandıran Mehmet Akif gibi. Elbette kimseden Akif olmasını beklemiyoruz ve kimseyi de Akif gibi büyük bir vatansever şairle kıyaslamak haddimize değil. Tek söylemek istediğimiz, haksızlıklar karşısında sesini çıkaran aydınların, politikacıların, sanatçıların, toplum önderlerinin her zaman kalplerde ve gönüllerde yer edineceği ve aradan asırlar geçse de isimlerinin asla unutulmayacağı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu